3 Eylül 2009 Perşembe
Haberler: Psikiyatrist Dr. Hasan Semih Bilgin
Merkezimizde çalışmakta olan Psikiyatrist Hasan Semih BİLGİN' in Vezirköprü Devlet Hastanesine tayini çıktığı için görevinden 18 Ağustos 2009 tarihinde ayrılmıştır. Kendisine yeni görevinde başarılar dileriz.
Bayanlarda depresyon
Dünya genelinde en çok görülen ruhsal hastalıklardan biri olan depresyon, kadınlarda daha da çok görülüyor.
Şişli Etfal Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’nden Psikiyatrist Dr. Sibel Mercan, insanların zaman zaman kendilerini üzüntülü ve mutsuz hissettiğini belirterek, işten ayrılma, sevdiğini kaybetme veya başarılı olamamanın üzüntüye neden olabildiğini söyledi. Üzüntülü durumun uzaması ve nedensiz ortaya çıkmasının ruh sağlığı sorunu ve depresyon olarak tanımlandığına dikkat çeken Mercan, bu hastalığın duygu düşünce ve davranışı etkilediğini, tedavi edilmediği taktirde aylar, yıllar bazen de ömür boyu sürebildiğini kaydetti.
Depresyonun bir neden olmaksızın aniden, stresli bir olaydan sonra, tek atak olarak yaşam boyu sürebileceğine işaret eden Mercan, "Depresyon bazen tekrarlayan ataklar halindedir. Bazen bulguların şiddetli olmasıyla hastalar iş yapamaz hale gelebilir. Bazıları ise iş yapabilir ama sürekli mutsuzluk hisseder" dedi. Depresyona yakalanma riski
Yaşam boyu depresyon geçirme riskinin yüzde 15 dolayında olduğunu, kadınlarda bu oranın yüzde 25’e kadar çıktığını söyleyen Mercan, hemen hemen tüm toplumlarda depresyonun kadınlarda iki kat daha fazla olduğunu ifade etti. Mercan, gebelikte, doğum sonrası dönemde ve menopozda depresyon geçirme riskinin arttığını vurguladı. Mercan, sürekli bedensel hastalığı olanlarda daha fazla görülen depresyonun kısırlık tedavisi gören kadınlarda normal kadınlara göre iki üç kat fazla depresyon ortaya çıkabildiğine dikkat çekti. Yaşı yok
Psikiyatrist Mercan, depresyon görülen hastaların yüzde 50’sinin 20-50 yaş arasında bulunduğunu kaydederek, çocuklarda ve yaşlılarda da depresyon görüldüğünü söyledi. Boşanmış, ayrı yaşayan veya yalnız yaşayanlarda evlilere göre daha sık depresyona rastlandığını belirten Mercan, "Sosyal çevre veya ekonomik seviye ile depresyon geçirme oranı arasında ilişki yoktur. Kültürel etkenlerle depresyon arasında ilişki yoktur. Yakın akrabalarda depresyon geçiren birilerinin olması depresyon geçirme riskini artırır" dedi. Uyku bozukluğuna dikkat
Psikiyatrist Mercan, depresyonun en sık uyku ve iştah bozukluğu belirtileriyle ortaya çıktığını belirterek, depresyonun ciddi bir hastalık olduğunu ve kendi haline bırakıldığında zaman içinde düzelebileceği gibi genelde uzun süre devam ettiğini veya ağırlaştığını kaydetti. Mercan, ağır depresyonda olan kişinin iş güç yapamaz hale gelebileceğini vurguladı. Uyku bozukluğunun başka hastalıkların belirtisi olarak ortaya çıktığını dile getiren Mercan, "Nedeninin araştırılması gerekir. Astım, kalp hastalığı gibi bedensel hastalıklar nedeniyle olabileceği gibi depresyon, mani benzeri psikiyatrik hastalıkların çoğunda görülebilir" dedi. Depresyon hastalarının sıklıkla uyku bozukluğundan yakındıklarını dile getiren Mercan, bu nedenle uykusuzluk şikayeti olanların çevredeki insanların önerdiği ilaçları veya kendi başına eczaneden alınan uyku ilacını kullanmak yerine bir uzmana başvurarak temelde yatan nedeni araştırması gerektiğini kaydetti.
Şişli Etfal Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniği’nden Psikiyatrist Dr. Sibel Mercan, insanların zaman zaman kendilerini üzüntülü ve mutsuz hissettiğini belirterek, işten ayrılma, sevdiğini kaybetme veya başarılı olamamanın üzüntüye neden olabildiğini söyledi. Üzüntülü durumun uzaması ve nedensiz ortaya çıkmasının ruh sağlığı sorunu ve depresyon olarak tanımlandığına dikkat çeken Mercan, bu hastalığın duygu düşünce ve davranışı etkilediğini, tedavi edilmediği taktirde aylar, yıllar bazen de ömür boyu sürebildiğini kaydetti.
Depresyonun bir neden olmaksızın aniden, stresli bir olaydan sonra, tek atak olarak yaşam boyu sürebileceğine işaret eden Mercan, "Depresyon bazen tekrarlayan ataklar halindedir. Bazen bulguların şiddetli olmasıyla hastalar iş yapamaz hale gelebilir. Bazıları ise iş yapabilir ama sürekli mutsuzluk hisseder" dedi. Depresyona yakalanma riski
Yaşam boyu depresyon geçirme riskinin yüzde 15 dolayında olduğunu, kadınlarda bu oranın yüzde 25’e kadar çıktığını söyleyen Mercan, hemen hemen tüm toplumlarda depresyonun kadınlarda iki kat daha fazla olduğunu ifade etti. Mercan, gebelikte, doğum sonrası dönemde ve menopozda depresyon geçirme riskinin arttığını vurguladı. Mercan, sürekli bedensel hastalığı olanlarda daha fazla görülen depresyonun kısırlık tedavisi gören kadınlarda normal kadınlara göre iki üç kat fazla depresyon ortaya çıkabildiğine dikkat çekti. Yaşı yok
Psikiyatrist Mercan, depresyon görülen hastaların yüzde 50’sinin 20-50 yaş arasında bulunduğunu kaydederek, çocuklarda ve yaşlılarda da depresyon görüldüğünü söyledi. Boşanmış, ayrı yaşayan veya yalnız yaşayanlarda evlilere göre daha sık depresyona rastlandığını belirten Mercan, "Sosyal çevre veya ekonomik seviye ile depresyon geçirme oranı arasında ilişki yoktur. Kültürel etkenlerle depresyon arasında ilişki yoktur. Yakın akrabalarda depresyon geçiren birilerinin olması depresyon geçirme riskini artırır" dedi. Uyku bozukluğuna dikkat
Psikiyatrist Mercan, depresyonun en sık uyku ve iştah bozukluğu belirtileriyle ortaya çıktığını belirterek, depresyonun ciddi bir hastalık olduğunu ve kendi haline bırakıldığında zaman içinde düzelebileceği gibi genelde uzun süre devam ettiğini veya ağırlaştığını kaydetti. Mercan, ağır depresyonda olan kişinin iş güç yapamaz hale gelebileceğini vurguladı. Uyku bozukluğunun başka hastalıkların belirtisi olarak ortaya çıktığını dile getiren Mercan, "Nedeninin araştırılması gerekir. Astım, kalp hastalığı gibi bedensel hastalıklar nedeniyle olabileceği gibi depresyon, mani benzeri psikiyatrik hastalıkların çoğunda görülebilir" dedi. Depresyon hastalarının sıklıkla uyku bozukluğundan yakındıklarını dile getiren Mercan, bu nedenle uykusuzluk şikayeti olanların çevredeki insanların önerdiği ilaçları veya kendi başına eczaneden alınan uyku ilacını kullanmak yerine bir uzmana başvurarak temelde yatan nedeni araştırması gerektiğini kaydetti.
1 Eylül 2009 Salı
İnternetten Etkilenen Karı Kocalar
http://www.manisalife.com/Haber-Oku/5267/internetten-etkilenen-sadece-cocuklar-degil/
İNTERNETTEN ETKİLENEN SADECE ÇOCUKLAR DEĞİL
Ruh ve Sinir hastalıkları Hastanesi Çocuk ve Genç Psikiyatristi Uzman Doktor İsmail Yavaş, internetin çağımız açısından çok faydalı bir gelişme olduğunu fakat bunun yanında zararlarının da olduğunu belirterek internetin yuva yıkımlarından boşanmalara kadar ciddi sorunlara neden olduğunu söyledi. Gereğinden fazla internete girilmemesi gerektiğini vurgulayan Yavaş, sadece çocukların değil annelerin, babaların ebeveynlerinde olumsuz etkilendiğini ifade ederek ailelere tavsiyelere bulundu.Çağımız açısından çok faydalı bir gelişme olan internetin, faydalarının yanında zararlarının da olduğunu belirten Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Çocuk ve Genç Psikiyatristi Uzman Doktor İsmail Yavaş, internetin sadece çocukları değil anneleri, babaları ebeveynleri de olumsuz etkilediğini ifade ederek, internetin yuva yıkımlarından boşanmalara kadar ciddi sorunlara neden olduğunu söyledi. Uzman Doktor İsmail Yavaş, "İnternet çağımız açısından çok faydalı bir gelişme. Ancak sadece çocuklarımızın değil anneleri, babaları ebeveynleri de olumsuz etkiliyor. İnternet ortamında mesela bir yere giriyorsunuz bir araştırma yapıyorsunuz oradan bir yan pencere açılıyor biri sizi sohbete davet ediyor diye. İradesine ve kendisine hakim olmayan bazı kişiler orda bir tıkla hiç tanımadığı tehlikeli mi tehlikesiz mi yuvasını yıkacak bir facianın başlangıcı mı olur bunları düşünmeden tıklıyor. Bunun arkasından da yuva yıkımlarına kadar giden, boşanmalara kadar giden ciddi sorunlar problemler yaşıyor. Çünkü yeni birisiyle tanışıyor, bu cins karşı cinsten biri oluyor. Ve yuvalar yıkılıyor, sarsılıyor. Böyle zaman zaman görüyorsunuz bu tahmin edildiğinden daha ciddi bir sorun. Bayan ya da erkek olsun böyle bir çukura ayakları kayabiliyor, düşebiliyor. Bir okyanus düşünün okyanusun kenarında plajdan itibaren 100 metre tehlikesiz olabilir. Ama 100 metreden sonra köpek balıkları var, balinalar var deniz yaratıkları vardır. İnternet dünyası da böyledir. İhtiyacımız olduğu kadar gireceğiz onun dışında çıkacağız. Nasıl ki evimize yabancı bir insanı almıyoruz, tanımadığımız bir insanı almıyoruz, hatta komşularımız arasından bile seçiyoruz internette de sadece bildiğimiz tanıdığımız insanlarla ve o da ihtiyaç olduğu kadar görüşmeliyiz."dedi.
AİLEDE CİDDİ PROBLEMLERE YOL AÇIYORİnternete laf olsun diye can sıkıntısını gidermek için girilmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Yavaş, "Can sıkıntısını gidermek için başka şeyler var. Mesela çocuklarımız la ilgilenebiliriz, kitap okuyabiliriz, değişik uğraşılar oluşturabiliriz. Bize faydası olacak güzel belgeseller, dizi programları bile izleyebiliriz. Ancak sırf eğlence için, boş vakit geçirmek için internet dünyasına dalıpta tehlikenin içerisine kulaç açmak doğru bir şey değil. Bunu söylüyorum çünkü polikliniklerimize gelen çok oldu. Bir şekilde kolay tanışma ortamı olmuş oluyor. Birde kişiler uyumsuz oluyor. Kişiliğinize hiç uygun olmayan biri ile sadece bazı dürtülerin etkisiyle bir görüşme oluyor. Bunlar da ailede ciddi problemlere yol açıyor. "şeklinde konuşarak uyarılarda bulundu.
İNTERNETTEN ETKİLENEN SADECE ÇOCUKLAR DEĞİL
Ruh ve Sinir hastalıkları Hastanesi Çocuk ve Genç Psikiyatristi Uzman Doktor İsmail Yavaş, internetin çağımız açısından çok faydalı bir gelişme olduğunu fakat bunun yanında zararlarının da olduğunu belirterek internetin yuva yıkımlarından boşanmalara kadar ciddi sorunlara neden olduğunu söyledi. Gereğinden fazla internete girilmemesi gerektiğini vurgulayan Yavaş, sadece çocukların değil annelerin, babaların ebeveynlerinde olumsuz etkilendiğini ifade ederek ailelere tavsiyelere bulundu.Çağımız açısından çok faydalı bir gelişme olan internetin, faydalarının yanında zararlarının da olduğunu belirten Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Çocuk ve Genç Psikiyatristi Uzman Doktor İsmail Yavaş, internetin sadece çocukları değil anneleri, babaları ebeveynleri de olumsuz etkilediğini ifade ederek, internetin yuva yıkımlarından boşanmalara kadar ciddi sorunlara neden olduğunu söyledi. Uzman Doktor İsmail Yavaş, "İnternet çağımız açısından çok faydalı bir gelişme. Ancak sadece çocuklarımızın değil anneleri, babaları ebeveynleri de olumsuz etkiliyor. İnternet ortamında mesela bir yere giriyorsunuz bir araştırma yapıyorsunuz oradan bir yan pencere açılıyor biri sizi sohbete davet ediyor diye. İradesine ve kendisine hakim olmayan bazı kişiler orda bir tıkla hiç tanımadığı tehlikeli mi tehlikesiz mi yuvasını yıkacak bir facianın başlangıcı mı olur bunları düşünmeden tıklıyor. Bunun arkasından da yuva yıkımlarına kadar giden, boşanmalara kadar giden ciddi sorunlar problemler yaşıyor. Çünkü yeni birisiyle tanışıyor, bu cins karşı cinsten biri oluyor. Ve yuvalar yıkılıyor, sarsılıyor. Böyle zaman zaman görüyorsunuz bu tahmin edildiğinden daha ciddi bir sorun. Bayan ya da erkek olsun böyle bir çukura ayakları kayabiliyor, düşebiliyor. Bir okyanus düşünün okyanusun kenarında plajdan itibaren 100 metre tehlikesiz olabilir. Ama 100 metreden sonra köpek balıkları var, balinalar var deniz yaratıkları vardır. İnternet dünyası da böyledir. İhtiyacımız olduğu kadar gireceğiz onun dışında çıkacağız. Nasıl ki evimize yabancı bir insanı almıyoruz, tanımadığımız bir insanı almıyoruz, hatta komşularımız arasından bile seçiyoruz internette de sadece bildiğimiz tanıdığımız insanlarla ve o da ihtiyaç olduğu kadar görüşmeliyiz."dedi.
AİLEDE CİDDİ PROBLEMLERE YOL AÇIYORİnternete laf olsun diye can sıkıntısını gidermek için girilmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Yavaş, "Can sıkıntısını gidermek için başka şeyler var. Mesela çocuklarımız la ilgilenebiliriz, kitap okuyabiliriz, değişik uğraşılar oluşturabiliriz. Bize faydası olacak güzel belgeseller, dizi programları bile izleyebiliriz. Ancak sırf eğlence için, boş vakit geçirmek için internet dünyasına dalıpta tehlikenin içerisine kulaç açmak doğru bir şey değil. Bunu söylüyorum çünkü polikliniklerimize gelen çok oldu. Bir şekilde kolay tanışma ortamı olmuş oluyor. Birde kişiler uyumsuz oluyor. Kişiliğinize hiç uygun olmayan biri ile sadece bazı dürtülerin etkisiyle bir görüşme oluyor. Bunlar da ailede ciddi problemlere yol açıyor. "şeklinde konuşarak uyarılarda bulundu.
28 Ağustos 2009 Cuma
Bir Şeyleri Değiştirmek İsteyen İnsan Önce Kendinden Başlamalıdır
http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=662
Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan önce kendinden başlamalıdır. Hanımların kocam değişmedikten sonra ben değişsem ne fark edecek dediğini duyuyor gibi oluyorum. Ya da hep ben mi taviz vereceğim de diyebilirler. Beyler de hanımları için aynı şeyi söyleyebilirler. Ancak ben ısrarla aynı şeyi söylüyorum. Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan önce kendinden başlamalıdır. Sizin düşünceleriniz, duygularınız, davranışlarınız değiştikçe etrafınız da sizin değişiminizle paralel olarak farklı bir şekil alacak. Siz değiştikçe eşiniz de değişecek. Bizi mahveden yanlışlarımız değil doğru zannettiklerimizdir. Bazı insanlar hep aynı şekilde davranıyorum ama hiçbir şey değişmiyor diyorlar. Tabii ki değişmez. Hep aynı şekilde davranırsanız aynı sonucu elde edersiniz. Değişik sonuç için farklı davranmanız gereklidir. Farlı yaklaşımlar farklı sonuçları doğurur. Diyelim ki eşinizle şiddetli geçimsizliğiniz var. Siz ne yaparsanız yapın sonuç değişmiyor. Gün ve gün her şey daha kötüye gidiyor. Yuvanızı kurtarmak istiyorsunuz. Kendinizi çaresiz hissediyor ve ne yapacağınızı bilemiyorsunuz. Böyle giderse boşanabileceğinizi bile düşünüyorsunuz. Yapmanız gereken bir şey var. Her şeyi değiştirebilecek bir şey. O da sizin değişmeniz. Çözüm için sizin değişmeniz gerekiyor. Bu değişimi önleyen birkaç yanlış düşünce şunlardır: 1. Hep ben mi değişeceğim? 2. Haksız olan o, haklı olan benim. Niye ben değişeyim ki? 3. Hep ben mi taviz vereceğim? 4. O değişmedikçe hiçbir şey değişmez. 5. Benim değişmem hiçbir şeyi değiştirmez. 6. …………………………………………….. Kimin haklı olduğu değil, neyin doğru olduğu önemlidir. Diyelim ki bey haklı. Ne değişecek. Ya da diyelim ki hanım haklı. Ne değişecek. Hiçbir şey. Önemli olan haklılık değil, kavga etmemektir. Haklıyı bulsak ne değişecek ki. Üstelik bu durumlarda çoğunlukla herkes kendine göre haklıdır. Peki, doğru olan nedir? Ne olursa olsun kavga etmemek. Taviz vermemek çözüm değildir. Kavga etmemek için taviz vermek gerekliyse susulmalıdır. Çözüm ne olursa olsun kavga etmemektir. Kavga olmasın da varsın karşı taraf haklı olsun. Kimse kaybetmez. Ailede herkes kazanır kavga olmayınca. Çözüm kapıdadır. Ama kapıyı itmeyince açık olduğu anlaşılmaz ki. Zannedilir ki kapı kilitlidir. Bu büyük bir yanılgıdır. Çoğunlukla açık bir kapı bulunur. Biri kapalıysa diğeri açıktır. Tabii ki aranmayan şeyin bulunması imkânsızdır. Ben yıllarımı psikiyatriye vermiş biri olarak diyorum ki en kötü evlilik bile düzelir. Düzelmeyecek bir yuva yoktur. Boşanma asla çözüm değildir. Ayrılık hiçbir şeyi düzeltmez. Aksine her şey daha kötüye gider. Asıl çözüm birleşmekte, dağılmamaktadır. Ah ayrılıklar ah. Çözüm olamazsın sen hiçbir soruna. Önce yatak odasında birleşilmeli. Karı kocanın tenlerinin birbirine değmesi birçok soğukluğun panzehiridir. Soğukluğun araya girdiği bir ailede aynı yatağı paylaşmak çok zor gelebilir. Ama bunu zorlamak gereklidir. Soğuklukları gidermek için cinsellik karı koca arasında en üst düzeyde yaşanmalıdır. Cinselliğin niteliği, içeriği, sayısı, eşi memnun etmesi için her iki taraf ta en üst düzeyde çalışmalıdır. Taraflardan biri isteksizse diğeri alttan almalı, gerekirse tek taraflı da olsa evliliğin bu en önemli fonksiyonu hasta olan eş düzelinceye kadar yüklenmelidir. Eşlerin arasının iyi olmasında düzenli ve kaliteli bir cinsel yaşam önemlidir. Aralarında sorun olsun olmasın her eşe cinselliği en üst seviyede yaşamalarını tavsiye ederim. Başlangıçta rol icabı dahi olsa bunu deneyin. Yaşınız ne olursa olsun. Eşinize yaklaşın. Yatak odanızı ayırmayın. Evin o en mahrem, en güzel yerinin hakkını verin. Dahasını da söyleyeyim mi? Eşinizi sevmiyor, hatta nefret ediyorsanız bile dediklerimi yapın. Zorlayın kendinizi. Görün bakalım ne olacak?
Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan önce kendinden başlamalıdır. Hanımların kocam değişmedikten sonra ben değişsem ne fark edecek dediğini duyuyor gibi oluyorum. Ya da hep ben mi taviz vereceğim de diyebilirler. Beyler de hanımları için aynı şeyi söyleyebilirler. Ancak ben ısrarla aynı şeyi söylüyorum. Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan önce kendinden başlamalıdır. Sizin düşünceleriniz, duygularınız, davranışlarınız değiştikçe etrafınız da sizin değişiminizle paralel olarak farklı bir şekil alacak. Siz değiştikçe eşiniz de değişecek. Bizi mahveden yanlışlarımız değil doğru zannettiklerimizdir. Bazı insanlar hep aynı şekilde davranıyorum ama hiçbir şey değişmiyor diyorlar. Tabii ki değişmez. Hep aynı şekilde davranırsanız aynı sonucu elde edersiniz. Değişik sonuç için farklı davranmanız gereklidir. Farlı yaklaşımlar farklı sonuçları doğurur. Diyelim ki eşinizle şiddetli geçimsizliğiniz var. Siz ne yaparsanız yapın sonuç değişmiyor. Gün ve gün her şey daha kötüye gidiyor. Yuvanızı kurtarmak istiyorsunuz. Kendinizi çaresiz hissediyor ve ne yapacağınızı bilemiyorsunuz. Böyle giderse boşanabileceğinizi bile düşünüyorsunuz. Yapmanız gereken bir şey var. Her şeyi değiştirebilecek bir şey. O da sizin değişmeniz. Çözüm için sizin değişmeniz gerekiyor. Bu değişimi önleyen birkaç yanlış düşünce şunlardır: 1. Hep ben mi değişeceğim? 2. Haksız olan o, haklı olan benim. Niye ben değişeyim ki? 3. Hep ben mi taviz vereceğim? 4. O değişmedikçe hiçbir şey değişmez. 5. Benim değişmem hiçbir şeyi değiştirmez. 6. …………………………………………….. Kimin haklı olduğu değil, neyin doğru olduğu önemlidir. Diyelim ki bey haklı. Ne değişecek. Ya da diyelim ki hanım haklı. Ne değişecek. Hiçbir şey. Önemli olan haklılık değil, kavga etmemektir. Haklıyı bulsak ne değişecek ki. Üstelik bu durumlarda çoğunlukla herkes kendine göre haklıdır. Peki, doğru olan nedir? Ne olursa olsun kavga etmemek. Taviz vermemek çözüm değildir. Kavga etmemek için taviz vermek gerekliyse susulmalıdır. Çözüm ne olursa olsun kavga etmemektir. Kavga olmasın da varsın karşı taraf haklı olsun. Kimse kaybetmez. Ailede herkes kazanır kavga olmayınca. Çözüm kapıdadır. Ama kapıyı itmeyince açık olduğu anlaşılmaz ki. Zannedilir ki kapı kilitlidir. Bu büyük bir yanılgıdır. Çoğunlukla açık bir kapı bulunur. Biri kapalıysa diğeri açıktır. Tabii ki aranmayan şeyin bulunması imkânsızdır. Ben yıllarımı psikiyatriye vermiş biri olarak diyorum ki en kötü evlilik bile düzelir. Düzelmeyecek bir yuva yoktur. Boşanma asla çözüm değildir. Ayrılık hiçbir şeyi düzeltmez. Aksine her şey daha kötüye gider. Asıl çözüm birleşmekte, dağılmamaktadır. Ah ayrılıklar ah. Çözüm olamazsın sen hiçbir soruna. Önce yatak odasında birleşilmeli. Karı kocanın tenlerinin birbirine değmesi birçok soğukluğun panzehiridir. Soğukluğun araya girdiği bir ailede aynı yatağı paylaşmak çok zor gelebilir. Ama bunu zorlamak gereklidir. Soğuklukları gidermek için cinsellik karı koca arasında en üst düzeyde yaşanmalıdır. Cinselliğin niteliği, içeriği, sayısı, eşi memnun etmesi için her iki taraf ta en üst düzeyde çalışmalıdır. Taraflardan biri isteksizse diğeri alttan almalı, gerekirse tek taraflı da olsa evliliğin bu en önemli fonksiyonu hasta olan eş düzelinceye kadar yüklenmelidir. Eşlerin arasının iyi olmasında düzenli ve kaliteli bir cinsel yaşam önemlidir. Aralarında sorun olsun olmasın her eşe cinselliği en üst seviyede yaşamalarını tavsiye ederim. Başlangıçta rol icabı dahi olsa bunu deneyin. Yaşınız ne olursa olsun. Eşinize yaklaşın. Yatak odanızı ayırmayın. Evin o en mahrem, en güzel yerinin hakkını verin. Dahasını da söyleyeyim mi? Eşinizi sevmiyor, hatta nefret ediyorsanız bile dediklerimi yapın. Zorlayın kendinizi. Görün bakalım ne olacak?
23 Ağustos 2009 Pazar
Sahipsiz Çocuklar
http://www.manisahurisik.com/artikel.php?artikel_id=1076
Sahipsiz Çocuklar
Ne yazık ki toplumumuzda çocuklarımız çok yalnızlar. Poliklinik yaptığım günlerden birinde satanist bir gruba giren bir kız çocuğu yanıma geldi. 16 yaşındaki bu kızı Rock müzik grubuna sözüm ona solist olarak almışlar. Bana geldiğinde depresyon belirtileriyle geldi. Aşırı sinirli, gergin, neşesiz, keyifsiz, hiçbir kural tanımaz bir çocuk idi. Anne baba sözü dinlemek, büyüğü saymak diye bir şey yoktu bu genç kızda. Anne baba bu genç kızı iyi bir şeyler öğrensin diye evlerinin karşısındaki dairede oturan, üniversitede okuyan ve geleneksel yaşamı olan ablalara yollamışlar. Ama çocuk oradan kaçıp kötü arkadaşlarının yanına gitmiş. Ablalar da okul yaşantısı, iş güçten çocuğu gözlerinden kaçırmışlar. Gittiği satanist ortamda arkadaşları tarafından fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddete uğramış. O genç kızla tedavi çalışmalarımızda çok iyi noktalara geldik. Şu anda iyi bir rehabilitasyon programından geçiyor.
Üzücü olan toplumumuzun geldiği bu karanlık dönem. Geçmiş dönemlerdeki karanlık devreleri hiç aratmayacak kadar zifiri karanlık bu dönemde bazen umutsuzluk her yanımızı sarıyor. Ancak biliyoruz ki gecenin en derin karanlığının hemen arkasını aydınlığın ilk ışıkları takip eder. Toplumumuz oldukça bozuldu. Bozuk olmak bir anlamda karanlık demek. Karanlık çok artınca ardından aydınlık geliyor. Karanlık o kadar çok arttı ki acaba aydınlık çok yakın mı diyesi geliyor insanın. O derece zifiri karanlıktan geçiyor toplumumuz. Eğitiminizi tamamlayamazsınız aydınlık gelince bir şey yapamazsınız. Zor dönemlerin altından güçlü eller kalkar. Bugün boşanmak sıradan bir iş haline geldi aileler için. Neden bu asırda böyle olumsuzluklar daha fazla ? Menfaat ve kişilik çatışmalarının en fazla olduğu asır. Kardeşin kardeşe en çok çatıştığı asır. Sancı olmadan doğum olmaz. Aydınlık öncesi karanlık olmalı ki doğum olsun. Karanlıktan eğitim alıyoruz. Bu dönemde kendi kendimizi de eğitmemiz gerekir. Senaryoyu iyi okuyan iyi artistir. Senaryo kendimizi iyi eğitmemiz gerektiğini söylüyor bizlere. Karanlık geceler, aydınlık geleceklerin habercisiyse eğer, üzülmemeli, umutla geleceğe hazırlanmalıyız.
Lokal bir problem mi var. Oradaki problemi düşünmeli. Sadece o problem üzerine yoğunlaşmalı. Çünkü aydınlık tek tek yağacak gökyüzünden. Aileler, anneler, babalar, çocuklar, gençler tek tek gelecekler aydınlık yola. Şair karanlık ve aydınlığı rüyasında görmüş. Bakınız nasıl dizelere döktürmüş.
Gördüm aydınlık geleceği rüyamda bir gece, Işıklar yağıyordu her tarafa sessizce... Ahenkle işleyen bir saat gibiydi isler; Bir bir silinip gitmisti asırlık teşvişler... Ve herkes birbirine yürekten bakıyordu; Somaki musluktan kevserler akıyordu. Tertemiz çehreleri ile geçerken öğretmenler, Ümitlerimize bir bir fer salıp geçtiler. Yeni bir dünya kuruluyordu; harıl harıl... Her taraf gökle yarışır gibi... pırıl pırıl ! Geçtikçe tekmil bu şimsek bakışlı yiğitler, Anladım; muştusu verilen zamanmış meğer. Civanlar gördüm yüzlerinde gariplik rengi, Hükmettım kı bunlar,o ilk öğretmenlerin dengi. Dolaştım her tarafı usanmadan,bezmeden; Ziya ıçenlere erdim bir ulu çesmeden... Şükranla gerilip gezenler vardı kolkola.. Sonra teker teker ulaştı herkes AYDINLIK YOL'a...
Sahipsiz Çocuklar
Ne yazık ki toplumumuzda çocuklarımız çok yalnızlar. Poliklinik yaptığım günlerden birinde satanist bir gruba giren bir kız çocuğu yanıma geldi. 16 yaşındaki bu kızı Rock müzik grubuna sözüm ona solist olarak almışlar. Bana geldiğinde depresyon belirtileriyle geldi. Aşırı sinirli, gergin, neşesiz, keyifsiz, hiçbir kural tanımaz bir çocuk idi. Anne baba sözü dinlemek, büyüğü saymak diye bir şey yoktu bu genç kızda. Anne baba bu genç kızı iyi bir şeyler öğrensin diye evlerinin karşısındaki dairede oturan, üniversitede okuyan ve geleneksel yaşamı olan ablalara yollamışlar. Ama çocuk oradan kaçıp kötü arkadaşlarının yanına gitmiş. Ablalar da okul yaşantısı, iş güçten çocuğu gözlerinden kaçırmışlar. Gittiği satanist ortamda arkadaşları tarafından fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddete uğramış. O genç kızla tedavi çalışmalarımızda çok iyi noktalara geldik. Şu anda iyi bir rehabilitasyon programından geçiyor.
Üzücü olan toplumumuzun geldiği bu karanlık dönem. Geçmiş dönemlerdeki karanlık devreleri hiç aratmayacak kadar zifiri karanlık bu dönemde bazen umutsuzluk her yanımızı sarıyor. Ancak biliyoruz ki gecenin en derin karanlığının hemen arkasını aydınlığın ilk ışıkları takip eder. Toplumumuz oldukça bozuldu. Bozuk olmak bir anlamda karanlık demek. Karanlık çok artınca ardından aydınlık geliyor. Karanlık o kadar çok arttı ki acaba aydınlık çok yakın mı diyesi geliyor insanın. O derece zifiri karanlıktan geçiyor toplumumuz. Eğitiminizi tamamlayamazsınız aydınlık gelince bir şey yapamazsınız. Zor dönemlerin altından güçlü eller kalkar. Bugün boşanmak sıradan bir iş haline geldi aileler için. Neden bu asırda böyle olumsuzluklar daha fazla ? Menfaat ve kişilik çatışmalarının en fazla olduğu asır. Kardeşin kardeşe en çok çatıştığı asır. Sancı olmadan doğum olmaz. Aydınlık öncesi karanlık olmalı ki doğum olsun. Karanlıktan eğitim alıyoruz. Bu dönemde kendi kendimizi de eğitmemiz gerekir. Senaryoyu iyi okuyan iyi artistir. Senaryo kendimizi iyi eğitmemiz gerektiğini söylüyor bizlere. Karanlık geceler, aydınlık geleceklerin habercisiyse eğer, üzülmemeli, umutla geleceğe hazırlanmalıyız.
Lokal bir problem mi var. Oradaki problemi düşünmeli. Sadece o problem üzerine yoğunlaşmalı. Çünkü aydınlık tek tek yağacak gökyüzünden. Aileler, anneler, babalar, çocuklar, gençler tek tek gelecekler aydınlık yola. Şair karanlık ve aydınlığı rüyasında görmüş. Bakınız nasıl dizelere döktürmüş.
Gördüm aydınlık geleceği rüyamda bir gece, Işıklar yağıyordu her tarafa sessizce... Ahenkle işleyen bir saat gibiydi isler; Bir bir silinip gitmisti asırlık teşvişler... Ve herkes birbirine yürekten bakıyordu; Somaki musluktan kevserler akıyordu. Tertemiz çehreleri ile geçerken öğretmenler, Ümitlerimize bir bir fer salıp geçtiler. Yeni bir dünya kuruluyordu; harıl harıl... Her taraf gökle yarışır gibi... pırıl pırıl ! Geçtikçe tekmil bu şimsek bakışlı yiğitler, Anladım; muştusu verilen zamanmış meğer. Civanlar gördüm yüzlerinde gariplik rengi, Hükmettım kı bunlar,o ilk öğretmenlerin dengi. Dolaştım her tarafı usanmadan,bezmeden; Ziya ıçenlere erdim bir ulu çesmeden... Şükranla gerilip gezenler vardı kolkola.. Sonra teker teker ulaştı herkes AYDINLIK YOL'a...
9 Ağustos 2009 Pazar
Geçmişe Bakınca Yarın Gelmiyor
Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan önce kendinden başlamalıdır.
Aşk bir kez kaçınca geri geLmiyor
O zamanı yakaLa sakın ha yoruLma
Geçmişe bakınca yarın geLmiyor
SoruLArımı acıLarımı beni kuşatan anıLarımı
TopLadım birer birer Sattım ah bir eskiciye
Ne kazandı üzüLenLer Göz yaşı dökenLEr
Geriye bakıpta DüşünenLer
Kazanamaz asLa bu koç oyunu
Koş sakın ha ayağına bakma
Koş sakın ha yarıda bırakma
Nefesini tut durma aramaktan korkma
Tik tak tik tak...
Geçiyor zaman bekLemiyor
Aşk bir kez kaçınca geri geLmiyor
O zamanı yakaLa sakın ha yoruLma
Geçmişe bakınca yarın geLmiyor
SoruLArımı acıLarımı beni kuşatan anıLarımı
TopLadım birer birer Sattım ah bir eskiciye
Ne kazandı üzüLenLer Göz yaşı dökenLEr
Geriye bakıpta DüşünenLer
Kazanamaz asLa bu koç oyunu
Koş sakın ha ayağına bakma
Koş sakın ha yarıda bırakma
Nefesini tut durma aramaktan korkma
Tik tak tik tak...
Geçiyor zaman bekLemiyor
Aşk bir kez kaçınca geri geLmiyor
O zamanı yakaLa sakın ha yoruLma
Geçmişe bakınca yarın geLmiyor
Tik tak tik tak...
Geçiyor zaman bekLemiyor
Aşk bir kez kaçınca geri geLmiyor
O zamanı yakaLa sakın ha yoruLma
Geçmişe bakınca yarın geLmiyor
Zaman zaman durma içimizden geç
zaman durma korkuyor senden
Tik tak tik tak...
Geçiyor zaman bekLemiyor, bekLemiyor
Aşk bir kez kaçınca geri geLmiyor
O zamanı yakaLa sakın ha yoruLma
Geçmişe bakınca, Geçmişe bakınca yarın geLmiyor
Tik tak tik tak...
Geçiyor zaman bekLemiyor
Aşk bir kez kaçınca geri geLmiyor
O zamanı yakaLa sakın ha yoruLma
Geçmişe bakınca yarın geLmiyor
Tik Tak Şarkı Sözleri
Geçiyor zaman bekLemiyorAşk bir kez kaçınca geri geLmiyor
O zamanı yakaLa sakın ha yoruLma
Geçmişe bakınca yarın geLmiyor
SoruLArımı acıLarımı beni kuşatan anıLarımı
TopLadım birer birer Sattım ah bir eskiciye
Ne kazandı üzüLenLer Göz yaşı dökenLEr
Geriye bakıpta DüşünenLer
Kazanamaz asLa bu koç oyunu
Koş sakın ha ayağına bakma
Koş sakın ha yarıda bırakma
Nefesini tut durma aramaktan korkma
Tik tak tik tak...
Geçiyor zaman bekLemiyor
Aşk bir kez kaçınca geri geLmiyor
O zamanı yakaLa sakın ha yoruLma
Geçmişe bakınca yarın geLmiyor
SoruLArımı acıLarımı beni kuşatan anıLarımı
TopLadım birer birer Sattım ah bir eskiciye
Ne kazandı üzüLenLer Göz yaşı dökenLEr
Geriye bakıpta DüşünenLer
Kazanamaz asLa bu koç oyunu
Koş sakın ha ayağına bakma
Koş sakın ha yarıda bırakma
Nefesini tut durma aramaktan korkma
Tik tak tik tak...
Geçiyor zaman bekLemiyor
Aşk bir kez kaçınca geri geLmiyor
O zamanı yakaLa sakın ha yoruLma
Geçmişe bakınca yarın geLmiyor
Tik tak tik tak...
Geçiyor zaman bekLemiyor
Aşk bir kez kaçınca geri geLmiyor
O zamanı yakaLa sakın ha yoruLma
Geçmişe bakınca yarın geLmiyor
Zaman zaman durma içimizden geç
zaman durma korkuyor senden
Tik tak tik tak...
Geçiyor zaman bekLemiyor, bekLemiyor
Aşk bir kez kaçınca geri geLmiyor
O zamanı yakaLa sakın ha yoruLma
Geçmişe bakınca, Geçmişe bakınca yarın geLmiyor
Tik tak tik tak...
Geçiyor zaman bekLemiyor
Aşk bir kez kaçınca geri geLmiyor
O zamanı yakaLa sakın ha yoruLma
Geçmişe bakınca yarın geLmiyor
8 Ağustos 2009 Cumartesi
Vesileyi Değil Aslı Gör
Hak kulundan intikamı kul eliyle alır.
İlmi hakkı bilmeyenler, Onu pul yaptı sanır;
Cümle eşya Halık’ ındır, Kul eliyle işlenir.
Emri Bari olmadıkça, Sanki bir çöp depreşir.
İlmi hakkı bilmeyenler, Onu pul yaptı sanır;
Cümle eşya Halık’ ındır, Kul eliyle işlenir.
Emri Bari olmadıkça, Sanki bir çöp depreşir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)