22 Ekim 2009 Perşembe

Sevgiyi İfadenin Yolu

Sevgiyi ifadenin önemli bir yolu da, insanın sevdiği kişi hakkındaki güzel düşüncelerini, o zata ulaştırabilecek üçüncü şahısların yanında dile getirmesidir. Mesela bir insan, “Ben şimdiye kadar falan kimsenin hiçbir kötülüğüne şahit olmadım. Hatta bazen belki benden bir kısım kötülükler sadır oldu ama ben ondan hep iyilik gördüm. O, yaptığım kötülükler karşısında hiçbir zaman aynıyla mukabelede bulunma gibi bir tavır içerisine girmedi” türünden ifadeler kullanarak başkaları yanında ona olan güzel duygu ve güzel düşüncelerini dile getirebilir. Arkadaşının kendisi hakkında söylenen bu tür beyanlardan haberdar olması o iki kişinin kalbleri arasında sevgi köprülerinin kurulması adına çok önemli bir vesile olacaktır.

8 Ekim 2009 Perşembe

Anne Baba: Hürmete Layık İki İnsan

Yazar: Süleyman SARGIN

Anne-baba, insanın en başta hürmet etmesi gereken iki kudsî varlıktır. Maalesef, pek çok değer ölçüsünün unutulduğu, ailevî ve içtimaî esasların yerle bir olduğu zamanımızda, anne-baba hakkı da bu umumî yozlaşmadan nasibini aldı. Ne yapsak haklarını ödeyemeyeceğimiz anne ve babalarımız bugünün şımarık nesilleri tarafından sadece birer yük gibi kabul edilir oldu. Aslında yük olan anne-baba değil, çocuklardı. Zira anne karnında daha küçük birer canlı halinde var olmaya başladıkları günden itibaren, hep anne-babanın omuzlarında dolaşan ve onların kucaklarında gelişip büyüyen onlardı. Fakat anne-baba derin şefkatlerinden dolayı, yavrularını yük değil mukaddes birer emanet olarak görüyorlardı. İşte bu yüzden onların hayat boyu devam eden fedakârlıkları karşısında çocukların da onlara sevgi ve hürmetle muamele etmeleri hem bir insanlık borcu hem de bir vazifedir.Her insan, kendi ebeveyninin kadrini bilmeli ve onları Hakk'ın rahmetine ulaşmaya vesile saymalıdır. Ne yazık ki, günümüzde sadece Allah'a karşı saygısız olanlar arasında değil, O'nu sevdiğini iddia edenlerin içinde bile, anne ve babalarının varlıklarını istiskal eden, yaşamalarına karşı bıkkınlık gösteren ve sürekli saygısızlıkta bulunan insan bozması canavarlar türedi.Mahzun Kırmızıgül'ün "Beyaz Melek" filmini defalarca seyrettim. Her seferinde toplumun içine sürüklendiği mahrumiyeti gördükçe içim sızladı. Anne-baba sevgisinden mahrum bir kalp, mahrumiyetlerin en acısını yaşıyordur aslında. Ve herkesin mutlaka izlemesi gereken o filmde anlatıldığı gibi, artık anne-babalar yalnızlığa ve kimsesizliğe mahkûm yaşıyorlar; biraz yaşlanıp elden ayaktan düşünce kendilerini düşkünler evinde buluyorlar. Önceleri "darülaceze" denilen, şimdilerde biraz kibarlaştırılarak "huzurevi" adı verilen bu hicran yurtlarıyla teselli olmaya, senede bir gün kendilerine uzatılacak çiçeklerle avunmaya çalışıyorlar.Oysa, insan çocuklarını bağrına basamadığı, torunlarını kucağına alamadığı, ne ihtimamla büyüttüğü ciğerparelerini sevemediği ve onlara bakıp bakıp "Yavrularım!.." diyemediği bir yerde nasıl huzurlu olur ki!.. Kendisine sevgi ve hürmetle nazar eden yakınlarının bulunmadığı, onun için bir tencerenin kaynamadığı ve çoğu zaman arayıp soranının olmadığı bir yerde mutluluğu nasıl bulur ki!..Biz kendi kafamızda mevhum bir huzur tasarlamışız; oraya "huzurevi" demekle onun sakinlerinin de gerçekten huzurlu olacaklarını sanmışız. Allah'tan ki bu müesseselerin hepsi Mahzun'un filmindeki gibi değil. Oralarda bazı samimi gönüller var da yaşlılarımızı bütün bütün sokağa terk etmiyoruz; kendileri gibi muhtaç kimselerin arasına bıraksak bile hiç olmazsa bir rahat yatak, bir sıcak çorba imkânı sağlıyoruz. Akabinde, onların da orada var olduğunu zannettiğimiz huzuru duymaları için zorlayıp duruyoruz. "Daha ne olsun, ne güzel yiyip içip yatıyorlar; rahatları yerinde!" der gibi küstahça bir tavır takınıyoruz.Hâlbuki insan hayvanlar gibi yiyip içen, sonra da yan gelip yatan ve bu şekilde saadete eren bir mahlûk değildir. O, her zaman çevresine alâka duyar. Tabiata açık bir fıtratı vardır. Evlat ve torunlarıyla, hatta torunlarının torunlarıyla münasebet içinde olmayı ister ve ancak tabiatından kaynaklanan bu alâka ve münasebetlerin gereği yerine getirildiği zaman huzur bulur. Şimdilerde bir tüketim mevsimi halini alan anneler veya babalar gününde "dostlar alış-verişte görsün" kabilinden sözde arayıp sormalar ve sun'î tavırlar mutlu etmez insanı. Senede bir eline tutuşturulan bir demet çiçek sadece onun gönlündeki hasret ateşini alevlendirmeye yarar ve hicranını dindirmez. O, alâkaya, sevgiye ve içten bir tebessüme muhtaçtır; onun manevi ihtiyaçlarını yalnızca yeme, içme ve sıcak döşekte uyuma karşılamaz.

27 Eylül 2009 Pazar

Manipülasyona Açık insan

Yazar: Hamza AYDIN

Cenab-ı Hakk, inâyet ve hikmetinin bir gereği olarak, dünyayı tecrübeye mahal, imtihana meydan, Esmâ-i Hüsnâ'sına ayna, kader ve kudret kalemine bir sayfa olarak yaratmıştır. Bediüzzaman Hazretleri, kâinatın hamurunda ve işleyişinde bu yüzden zıtların birbirine karıştırılmış olduğunu ifade eder. Bu dünyada tecrübe ve imtihan, kâbiliyetlerin gelişmesine ve nisbî hakikatlerin (kısmî iyi, kısmî doğru, kısmî güzel) görünmesine vesile olur. Nisbî hakikatler de, Sâni'-i Zülcelâl'in Esmâ-i Hüsnâ'sının tecellilerini gösterir. Böylece kâinat bir İlâhî mektup hükmüne geçer. Cenab-ı Hak bütün bu hikmetler için, âlemin değişim ve dönüşümünü irade etmiş, bunun için de, zıtları birbirine hikmetle karıştırmış ve karşı karşıya getirmiştir. Zararları menfaatlere karıştırarak, kötülükleri hayırların içine koyarak, çirkinlikleri güzelliklerle bir araya getirerek varlık âlemini bir hamur gibi yoğurmuştur. Sonra da, şu kâinatı değişim kanuna, dönüşüm ve tekâmül düsturuna tâbi kılmıştır. İşte insanoğlu böyle bir kâinat ağacının meyvesidir. Onun da mâhiyet ve işleyişi zıt kuvvetlerin etkileşimine dayalıdır. İnsandaki bu zıt kuvvetleri müspet ve menfi (yapıcı ve yıkıcı) olarak sınıflandırabiliriz. Bu kuvvetlerin önemli bir özelliği, yayılarak çevrelerini kontrol etme temayülüdür. Fakat menfi kuvvetler daha hızlı ve güçlü tesir ettiğinden, yayılma ve bulaşma katsayısı daha yüksektir.Ruh hâli iç ve dış faktörlerin tesiri altında sürekli değişen insana yukarıdaki zıt kuvvetleri kontrol etmek üzere bazı cihazlar verilmiştir. İnsanın duygu, düşünce ve davranışlarını kontrol eden iç faktörler durumundaki fıtrat unsurları; düşünce kalıpları, ön yargılar, korku ve evhamlar, egonun istekleri ve vicdandır. İnsanı dışarıdan kontrol eden faktörler ise, beş duyuyla gelen bilgilerdir. İç ve dış faktörler insanın ruh hâlini ve dış dünyaya vereceği cevabı kısmen belirler. İnsanın bu faktörlerden gelen tesirleri irade ve aklıyla kontrol etmesi, hakikatle örtüşen pozitif algılama ve analiz yapabilmesine bağlıdır. İnsan çok boyutlu hâdiseleri hakikatine ne kadar uygun algılarsa, o kadar pozitif ruh hâline sahip olma ve müspet hareket etme şansı yakalar; dolayısıyla negatif durumlardan da daha az tesir görür. İnsanı harekete geçiren önemli dürtülerden biri her türlü (biyolojik, psikolojik, hissî, zihnî, rûhî) açlıktır. İnsan, mâhiyetindeki nefis tarafından kontrol edilen dürtüleri itibariyle saldırgan ve sömürgen bir varlıktır. O, fıtraten paraya, cinselliğe, iktidara, güce ve tahakküme değişik derecelerde açtır. Fıtratındaki menfi unsurları ve kuvvetleri baskın duruma geçmiş olan insanlar her şeyi daha çok sömürmek ve kontrol altına almak isterler. İnsanlar, sosyolojik seviyede ise, gıda ve eğlence endüstrisi, medya, elitler, etkinler ve okullar tarafından manipüle edilirler. Bilhassa günümüzde bu kontrol zincirleri küresel ölçekte çalışmaktadır. Bu durumda, insan fıtratındaki müspet unsur ve kuvvetleri oluşturan vicdan ve ruh gücü zayıflamakta, bunların dışında yaşamak giderek zorlaşmaktadır. Çünkü insan fıtratını bozan menfî kontrol zincirleri birer ekonomik sektör hâline gelmiş, pazarlama ve reklâm rüzgârıyla da sınırlarını genişletmiştir. Meselâ medya, insanda müspet duygu ve düşünceler uyandıran bir programın arasına, menfi hisleri harekete geçirici reklâmlar koyarak, hâsıl olan müspet tesiri kırmaktadır. Hâlbuki insanın iyiye, doğruya ve güzele yönelmesi, fıtratındaki müspet unsurların menfi olanlara galebe çalmasıyla mümkündür. İnsanın iyi hâlini koruması, iradesini ancak içindeki müspet hisleri canlı tutma yönünde kullanmasıyla mümkündür. Aksi takdirde, farkında olmadan menfi kuvvetlerin manipülasyonuna mâruz kalır. İrade, akıl ve vicdanını aktif tutan sağlıklı insan, seçim ve tercih yapabilme kapasitesine sahiptir. Bu seçim ve tercihler ona kısa veya uzun vadede geri döner. İnsanın dünyayı etkileme tarzı, dünyanın ona nasıl tesir edeceğini belirler. Bu açıdan kişi, hayatında değiştirip değiştiremeyeceği şeylere karşı güçlü bir farkındalık ve şuur geliştirmelidir ki, enerjisini israf etmesin. Kişinin kendisine ve çevresine karşı farkındalığı ne kadar düşük ise, o oranda manipülasyona uğrar. Her zaman iletişim ve etkileşim hâlinde olduğumuz kişilerin hassas noktalarımıza dokunabileceğini, bizi aşil topuğumuzdan vurabileceğini (her yiğit sevdiğine yenilir), plânlarımızı sabote edebileceğini, hattâ biz farkında olmadan onur ve haysiyetimizle oynayabileceğini düşünmeli ve sürekli uyanık hâlde bulunmalıyız. Ancak insanoğlu çoğu zaman ülfet ve dalgınlık hâlinde (otopilot konumu) bulunduğundan, hem manipüle etmeye, hem de edilmeye müsaittir. İnsanı en fazla üzen durum ise, sevdiği ve güvendiği kişilerden manipülasyona mâruz kalmasıdır. Kişinin iyi niyetinin kötüye kullanılması olan bu durum, ancak onun Allah'a sığınmasıyla, bir ihsan-ı İlâhî olarak feraset ve basiretinin artmasıyla kontrol altına alınabilir. İnsanları strese sokmak, üzmek, zan altında bırakmak, öfkelendirmek, onlara iftira atmak, sözlü taciz ve fizikî şiddet uygulamak, kişilerin onur ve haysiyetleriyle oynamak en sık rastlanan manipülasyon örnekleridir. İnsanları bu şekilde manipüle edenler, gerçekte içlerindeki ego ve dürtüler tarafından manipüle edilen, dolayısıyla bu anlarda vicdanları devre dışı kalan kişilerdir. İnsandaki 'kendilik ve ben hissi' ego veya vicdan gibi iki kontrol noktasından açığa çıktığına göre, burada bu manipülasyonları egonun gerçekleştirdiği çok açıktır. Çünkü vicdanın kontrolündeki insanda müspet unsurlar hâkim olduğundan, ondan sadece hayır, iyilik ve güzellik sudur eder. Bu açıdan, "Şuuru uyanık ve tam bir özne iken, insan ne ölçüde vicdanının, ne ölçüde egosunun sesini dinliyor?" sorusunun cevabı çok önemlidir. Duygular üzerinden manipülasyon Harekete geçmenin tetikleyici ve zorlayıcı enerjisi duygulardan gelir. Bu yüzden, manipülasyon ile suistimâl edilecek duyguların, bir lezzet, tat, heyecan veya mükâfatla bağlantılı olması önem taşır; bu durum menfî kontrol sistemleri tarafından çok iyi değerlendirilir. Meselâ, insanların iç dünyalarında fantezileri çeşitlendirmek, doğru oturmamış kavram, düşünce ve bilgileri medya yoluyla yaygınlaştırmak, endişe ve korkuları tetikleyip çoğaltmak, hayata eğlence kültürünü hâkim kılmak, vicdanın sesini gürültüyle boğmak, menfi kontrol sistemlerinin önemli stratejik silâhlarıdır. Bu silâhlardan yayılan sinyaller, lezzet, heyecan ve mükâfatla münasebetlendirilerek insana zehirli bal şeklinde takdim edilir. Böylece akıl, şuur ve vicdan hakikat, adalet, doğruluk, iyilik ve güzellikten koparılır. Neticede insan sömürülmeye, tüketilmeye uygun bir kıvama getirilir. Meselâ tv karşısında veya internet ortamında bir film veya haber seyredildiğinde, karelerde görülen menfi ve üzücü şeylerden dolayı insan sinirlenip öfkelenir. Ama tesir dairesi oraya ulaşmadığı için de hiçbir şey yapamaz. Boşu boşuna enerji kaybeder ve menfi kuvvetlerin tesiri altında kalır. Duyguların dinamiği Duygular bir dereceye kadar elektrik benzetmesiyle açıklanabilir. Müspet ve menfi duygularla açığa çıkan enerji çok güçlü olduğundan insanı sarhoş edebilir ve aklını başından alabilir. Kullanılmadan önce, fıtratta nötr değerlikli olan duyguların müspet mi yoksa menfi mi değer kazanıp tesir edeceği, kişinin niyet ve algılamasına bağlıdır. İnsanda oluşan bir menfi duygu, müspet hâle dönüştürülemezse, kişide düşünce paraziti veya menfi yük olarak birikir. İnsanın ilk anda bir şeye kızması gayet normaldir. Ancak, kızmasına yol açan algılama durumunu değerlendirdiğinde, öfkesini kontrol altına alabilir veya müspet enerjiye dönüştürebilir. Aksi takdirde, kızıp öfkelenir ve hiçbir şey yapmadan bunu zihninde depolar. Bu durumda ileride öfke patlamalarına zemin hazırlamış olur. İnsanları aşağılamak, küçümsemek, suçlamak, kıskanmak, onlara kin duymak oldukça menfî, hattâ yıkıcı duygulardır. İnsandaki duygu, düşünce ve hareket enerjilerinin doğru tanınıp yönetilmesi gerekmektedir ki, kalb ve vicdandan beslenen hakiki insaniyet seviyesinde kalabilsin. Aksi takdirde, hayvaniyet derekesine (hattâ daha aşağı) düşer. Kişi bu menfi kuvvetlerin tesirinden kurtulabildiği ölçüde hakiki hürriyetine kavuşur. Kişinin manipülasyonlara açık olması, farkındalık ve şuur seviyesinin düşüklüğüyle doğru orantılıdır. Bundan dolayı, manipülasyon için zayıf karakterli insan ve gruplar seçilir.İnsan, diğer insanların söz, tutum ve davranışları kadar, teknolojik cihazlarla da (zihin kontrol sinyalleri, beyne yerleştirilen cihazlar, hipnoz, zihin fonksiyonlarını bozan ilâçlar) manipüle edilebilir. Bunların farkına varmayan insanların zihinleri ve algıları sabote edilerek, kişiler belli tutum ve davranışları sergilemeye hazır hâle getirilir. Ayrıca, kendisine belli bir durum hakkında aşırı gereksiz veya az bilgi verilen kişi spekülasyon yapmaya hazır hâle gelir. İnsanlar arasında hakikatin ne olduğu konusunda tartışma, ayrışma ve bölünmeler başgösterir. Ortalığı korku, endişe, güvensizlik, ihmalkârlık ve vurdumduymazlık sarar. İnsanlar birbirlerinin kişiliklerini ve ortam şartlarını anlama yoksunluğuna maruz kalır; aralarında sağlıklı bilgi alışverişi azalır. Fıtratın bir yanını teşkil eden menfi kuvvetlerin "Sömür!" kâidesi işlemeye başlar. Bu bakımdan, menfi unsurlara karşı en büyük panzehir (antidot) insanlar arasında oluşan sevgi ve güven ile şahs-ı mânevî (cemaat) kuvvetidir. Manipülasyonu en aza indirmek için bazı tavsiyeler İnsanda oluşan psikolojik incinme ve yaraların iyileşmesi için, öncelikle zihni ve kalbi, farkında olmadan şuuraltına yerleşmiş menfi düşünce kalıplarından, bunlarla bağlantılı duygu, düşünce, yorum ve kanaatlerden arındırmak gerekir. Çünkü insan zihni gelen uyarıları eş zamanlı olarak işler ve depolar. Her bir uyarıya karşılık gelen bir söz veya düşünce kalıbı üretirken, eşzamanlı olarak bununla münasebetli bir duygu, tutum veya davranışı da kaydeder. Bu durum, insanın manipülasyonunun üç boyutta da gerçekleşebileceğini gösterir. İnsanın bir hâdiseyi veya durumu algılama şekli yönlendirilebilirse, hissedeceği duygular da öngörülebilir. İnsan dışarıdan ve içeriden gelen uyarıları doğru ve sağlıklı algılayıp analiz edebiliyorsa, onun manipüle edilmesi zorlaşır. Çünkü sahip olunan farkındalık ve şuur seviyesi, duyguların ve davranışların bundan tesir görmesine izin vermez. Bunun için de, insan doğru bilgiyle farkındalığını artırmalı, algı ve hükümlerini gerektiğinde değiştirmeli, menfi duygularını müspete kanalize etmelidir. Beşer tabiatıyla ilgili bir başka önemli tespit ise, insan bir şeye hazır hâle geldiğinde veya yeterli seviyede uyarıldığında, o kişiye baskı kurmaya gerek kalmaz; o, istenilen şeyleri kolayca gerçekleştirir. Çünkü, şuurlu, iradî ve vicdanî cevap verme seviyesinden, hayvan gibi dürtü yoluyla harekete geçen bir varlık konumuna iniş yapmıştır.Netice itibariyle, insan tabiatının pozitif ve negatif kuvvetler arasındaki mücadeleyle şekillendiğini unutmamak gerekir. Bizler içimizde ve dışımızda müspet (rahmanî) ve menfi (nefsanî-şeytanî) kuvvetlerin (ego-vicdan, altbenlik-üstbenlik, iyilik-kötülük, dürüstlük-yalan gibi) mücadelesini seyrederiz. Bizi manipüle edecek bu unsurlar, kör ve zayıf taraflarımızı kullanırlar. Onları ne kadar çok tanırsak, bizi manipüle etmeleri o kadar zorlaşır. Kendimizi manipülasyonlara karşı aşılamak, bilgi, farkındalık ve şuur seviyemizi yükseltmekle olur. Bir yandan, kendi iç yönetim sistemlerimiz olan ego ve vicdana karşı farkındalığımızı artırmalı, diğer yandan da, problemleri çözmeye yardımcı olmayan menfi duygulardan, tecrübe eder etmez uzaklaşmalıyız. Yaratıcı ile olan münasebetimizi kuvvetli tutmak, sürekli dua, tövbe ve istiğfarda bulunmak, insanlarla konuşmak ve fırsat buldukça farklı diyarlara seyahat etmek, bizim için dünya ve Âhiret'imiz hesabına koruyucu kalkan gibi hayatîdir.

16 Eylül 2009 Çarşamba

Ağlaşalım

Gelin hep beraber ağlaşalım. Dünkü ölenlere değil, beynine kurşun sıkılanlara değil.. Pâyimal olan ırza, namusa da şimdilik değil. İdama mahkum olmuş oğlumuza, onlar içinde kadınlığını unutmuş çamura düşmüş kızımıza da değil, kendi cenazemize ağlayalım. Ruh ve kalbimizin ölümüne, günahtan ürkmeyişimize. Vaktinde diz dövmeyişimize, korkunç yangın karşısında merhametsizliğimize, hissizliğimize ve hareketsizliğimize... Öyle sızlayalım ki, ahımız arşa yükselsin, nedamet duyan gönlümüz arş kadar yücelsin.. Ta bu gönül berraklığı ile memleketin gelecek evlatlarını, şu anda kirlettiğimiz gibi cürmümüzle kirletmeyelim.

10 Eylül 2009 Perşembe

Manisa Ruh Sağlığı Hastanesinde Bir Hayırsever: Onları Unutmayalım

http://www.manisahurisik.com/haber.php?haber_id=2019

Manisa' da, İzmir' de Uyuşturucu Kullanım Yaşı Düşüyor

http://www.manisahurisik.com/haber.php?haber_id=2001

Manisa’da uyuşturucu kullanma yaşı düşüyor

Uyuşturucu kullanma yaşının 12 yaşlarına düştüğünü belirten Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi Uzmanı Doktor İsmail Yavaş, çocuklarda yaşanan boşluk, hedefsizlik ve eğlence düşkünlüğünden dolayı uyuşturucu kullanımı arttığını söyledi

Haber: Aziz GÜL- Cüneyt HASÇELİK

Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nde 2009’un ilk 8 ayında tedavi gören 12–18 yaş arası 203 bayan yatan hastadan 15’i uyuşturucu bağımlısı olduğu tespit edilirken, erkeklerde ise 141 yatan hastadan 34’u uyuşturucu kullandığı tespit edildi. Bu yaştaki çocuklar için bu rakamların çok yüksek olduğunu söyleyen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi Uzmanı Doktor İsmail Yavaş, “Basit nedenlerle gelmeyen çocuklar oluyor, bunlara uyuşturucu kullanıyor musunuz diye soruyoruz. Bir kere denedim, arkadaşlarım kullanıyor ama ben kullanmadım ya da kullanıyorum gibi doğal bir cevap veriyor. Uyuşturucu kullanma yaşı 12’lere kadar düştü. Biz hastanemizde çocuk psikiyatriliği olarak 18 yaşa kadar baktığımız için 12–18 yaşları arasında özellikle ileri yaşlarda yani 16–17 yaşlarda uyuşturucu kullanımı son zamanlarda arttı. Tabi burada bir şeye dikkat çekip de üzerinde durmanın yanında bunla nasıl başa çıkabiliriz, bunla nasıl mücadele edebiliriz asıl bunlar üzerinde durmalıyız. Neden uyuşturucu kullanımı artıyor. Özellikle tedavi de neler yapabiliriz bu sadece hastanelerle olacak iş değil. Hastaneler en ağır vakaları tedavi ederler. Ama çocuklarımızda bu boşluk, bu hedefsizlik, bu eğlence düşkünlüğü devam ettiği müddetçe televizyonlarımız bunu bir moda tarzında yansıttıkça bu kullanım artacaktır. Biz bunun çaresini sadece hastaneler olarak görmüyoruz. Çocuklarımızı sadece uyuşturucudan uzak tutmak değil, onun yerine başka nelerle doldurabiliriz, uyuşturucunu yerine hangi hedefleri koyabiliriz onlara bakmamız lazım. Bütün seçenekleri araştırmamız lazım” diye konuştu.

ÇOCUKLARIMIZI EĞLENCE DÜŞKÜNLÜĞÜNDEN HAFİFLİKTEN KURTARMALIYIZ
İnsanın sınırsız bir varlığa sahip olduğunu söyleyen Yavaş, “ İnsan sınırsız olduğu için de sınırsız pozitif üretebilir. Basit olarak bir mesleğe yönlendirme, kitap okumaya, bir hobi, bir hedef koyulmalıdır. Fazla olan hedefleri önlerine koyup orta vadeli, uzun vadeli yapabiliriz. Çocuklarımızı eğlence düşkünlüğünden, hafiflikten kurtarmalıyız. çocuklara uyuşturucunun satılmadığı bir okul yok. Bunu dışarıdaki bir yabancı, torbacı, kadınlar çocuklar yapıyor. Marketler yapıyor. Bunlar elbette sıkım takip edilmesi lazım. Sadece uyuşturucuyu kazıdınız, yok ettiniz, bütün bunlar çözüm olmayacak. Bu sefer başka bir arayış olacak. Bir dileği kapattınız, başka bir yerden delik açılacak. Çocuk oradan patlayacak. Burada ki asıl mesele çocuklarımızın bir boşluk içinde, hedefsizlik içinde olmasıdır. Hedef yok, amaç yok, bir boşluk var. Ailelerde bu durum öyle baba başak bir türlü, anne internetin başında bir şeyler arıyor. Çocuklar sadece değil ailelerde boşluk içinde. Aileler kendilerine çeki düzen verdikleri sürece toplumuzda kendine çeki düzen verecektir. Öncelikle ailelerin kendilerine çeki düzen vermesi lazım. Anne, baba da hedef olmayınca çocukta da hedef olmaz. Çocuk daha bir çiçek. Bu çiçek büyüyecek, gelişecek ve çınar ağacı olacak” dedi.

TOPLUM OLARAK KENDİMİZİ DÜZELTMELİYİZ
Çocuklara hedef koyulması gerektiğini söyleyen Yavaş, “Bunun için herkes fikir belirtmeli. Uzmanlarda bu konuda görüş koymalı. Sigara ile mücadele kampanyası başladı. Uyuşturucuyla da aynı şekilde mücadele edilmeli. Bu mücadelemizle dünyaya örnek olmalıyız. Toplum olarak kendimizi düzeltmeliyiz. Manisa Ruh Sağlığı 12 ilden hasta kabul ediyor. Ege ve Güney Akdeniz Bölgesinden geliyorlar. En çok tatil beldelerinde oluyor. Bu konuda virüslerin olduğu bölge. Bizim hastanemize genelden Antalya mersin adana Antalya da zeytin diye bir köy var bunu gibi yerlerden temin ettiklerini söylüyorlar. Antalya bölgesinden gelen bütün çocuklarımız oradan bahsediyorlar. Aslında o bölgenin insanı biliyor nerde satıldığını. Ama ateş düştüğü yeri yakar deniliyor ateş nereye düşerse düşsün beni yakar denmiyor dolayısıyla ateş düştüğü yeri yakar dediğinde yani başına gelmeden anlamazlar. Sadece uyuşturucuyla mücadele bu iş olmaz çocuklarımız içini doldurmamız lazım büyük bir boşluk var bu sefer ne oluyor internet cep telefonu uyuşturucunun içinde buluyorlar kendilerini bu çocuklar daha üniversite çağına daha gelmeyeler bunları yaşıyorlar” dedi.

ÇOCUK 12 YAŞINDA UYUŞTURUCU TEMİN EDEBİLİYORSA BUNU İYİ DÜŞÜNMEK LAZIM
Manisa’da artışı var şu sıralara da. Antalya’dan ve İzmir’den çok fazlar geliyorlar. Manisa İzmir’in arka bahçesi orası buraya burası oraya çok ciddi anlamda etkiliyor artış var. 11–12–13 yaşındaki bir çocuk uyuşturucu temin etme noktasına geliyorsa bu para kazanmıyor demek ki bir boşluk var aile çocuğunu takip etmiyor. Aile çocuğu ne yapıyor uyuşturucuyu nasıl alıyor nerden temin ediyor nasıl kullanıyor bunları takip etmiyor. Bunlar takip etse eğer yani o çocuk hiç o duruma düşmeden yakalamış olacak belki de hiç uyuşturucuyla tanışmayacak. Birde çok gözümüzden kaçan bir şey var bali tiner gibi uyuşturucu bağımlıkları Manisa’da çok fazla. Bunlara çok kolay ulaşılıyor. Bunların diğerinden daha az zararı yok bazı üçüncü maddelerin zararı başka uyuşturuculardan daha fazla. Esrar çok kolayca bulunan bir madde ve çok ta ucuz temin edilebilir duruma geldi. Bu sigarayla mücadele iyi oldu mücadele edilmezse bir basamağı çıkılmış oluyor, ikinci basamağı esrar oluyor üçüncü basamağı haplar oluyor dördüncü basamağı da eroin oluyor. Yani bu böyle gidiyor ancak asıl sebep ortadan kaldırılmazsa eğer bugün uyuşturucu gider çocukların dünyasına porno girer. Özelikle internet ve cep telefonu çocuklar için çok büyü bir tehlikedir. Bu çocuklar uyuşturucu bağımlısı değiller ama internet ve telefon bağımlısı oluyorlar çocuklara ciddi bir sıkıntı ve boşluk içerisindeler.

GENÇLER HİÇ BAŞLAMAMALI BAŞLADIYSALAR BİLE EN KISA ZAMANDA TEDAVİ OLUP KURTULMALI
Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinde uyuşturucu kullanımından dolayı 23 gün tedavi gören ve taburcu olan C. K.(17) “ Arkadaş ortamıyla, bazı arkadaş diye bildiğim insanlar tarafından uyuşturucu kullanmaya başladım. İlk uyuşturucu kullanmaya 13 yaşında başladım. 4 yıl boyunca uyuşturucu kullandım. Esrarla başladım, hap, eroinle devam ettim. Lise 1’de üst üste 2 yıl sınıf tekrarı olunca okulu bıraktım. Mersin Devlet Hastanesinden bir doktor bana Manisa’da sizin yaş grubunuzla ilgili bölüm var, orada tedavi görürsen senin için daha faydalı olur dedi. Gençleri şunu tavsiye ediyorum gençler hiç başlamamalı, başladıysalar bile en kısa zamanda tedavi olup kurtulmalıdırlar. Benim anam ağladı, başkaların anası ağlamasın” diye konuştu.

OĞLUM UYUŞTURUCUYA BAŞLAMADAN ÖNCE DAHA OLGUN DURUMDAYDI
Taburcu olan C.K’nin annesi S.K(45) “ Biz yandık başkaları yanmasın. Oğlum arkadaş ortamında başlamış 3 senedir fark ettik ama bir türlü çaresini bulamadık. 3 yıldır mücadele ediyoruz. Adana’da yatırdık. En son buraya geldik. Bizde, çocuğumuzda çok zor günler yaşadık. Ailece yıprandık. Çocuğumuzun uyuşturucu kullanmasını aşağı yukarı kullanmaya başladıktan 3 sonra fark ettik. Arkadaş çevresinden dolayı buna bulaştı. Yoksa aile içinde herhangi bir sorunumuz yok. Tek sorunumuz bu uyuşturucu. Tedavi olumlu geçti inşallah bir daha bu kötü günleri yaşayamayız. Oğlum uyuşturucuya başlamadan önce daha olgun daha iyi bir durumdaydı. Beni çok severdi. Dünyada en çok sevdiği kişi bendim. Bu uyuşturucuya başladıktan sonra benden nefret etmeye başladı. Beni dövdü, bana her türlü zararı vermeye başladı. Başladıktan sonra aileye bize düşman olmaya başladı. Odada tek başına karanlıkta oturuyordu. Kimseyi yanına istemiyordu. Biz yanına yaklaştığımız zaman sanki kendisine zarar verecekmişiz gibi düşünüyordu. Bizi düşman gözüyle görüyordu, sanki biz onu öldürecekmişiz gibi düşünüyordu. Beyin çalışmaz hale gelmişti. Bir şey yapmak istiyordu ama yerinde kalıyordu. O pisliğin içine düştü mü çıkarması o kadar zor ki. Mersin’de her tarafa başvurdum ama çare bulamadık. Aileler çocuklarına dikkat esinler. Çocukların arkadaş çevresine çok iyi dikkat edilmelidir. Okul çevrelerinde çok satılıyor. Okul çevrelerine dikkat edilmeli. Aileler çocuklarını sürekli takip etmeleri lazım” diye konuştu.

3 Eylül 2009 Perşembe

Geçmiş Gelecek Masal mı ?

Eğlenceye düşkünlüğü günümüzde çok yaygın ve âdeta teşvik görmektedir.. Ülkemiz dâhil hemen her yerde gırtlağına kadar kötülüğe gömülmüş bir sürü insan var ve bunlar, içinde çıktıkları toplumların bünyesinde âdeta birer virüs yığını. Akıl, mantık, olayların sebeb sonuç ilişkisini mdeğerlendirme ve güzel insanı değerler yerine arzu ve güdülerine bağlı hareket eden bu dengesiz kişilikler, sürekli şahsi zevkler peşinde ömür tükettikleri gibi çevrelerindeki pek çok iradesiz kimseleri de aynı duruma çekerek onları da çürütmektedirler. Bu grup insanlar Ömer hayam gibi
"Geçmiş gelecek masal hep,
Eğlenmene bak,
Ömrünü berbat etme." tarzında düşünen çok insan var.
Dünsüz, yarınsız ve kural tanımaz bu çakırkeyf nesillerin zevk u safâ adına nerede duracaklarını ve gidip daha nelere dalacaklarını bugünden kestirmek mümkün değil. Hele bir de televizyon, radyo, bazı medya kuruluşları ve bir kısım karanlık eğlence yerleri bunların arzu ve güdülerini gıdıklıyor ve iç heves ve arzularını şahlandırıyorsa..!